23 Kasım 2009
22 Kasım 2009
DEĞİŞİM
Bazılarımız, hiç bir şeyin asla değişmeyeceğinde ısrar eden adam ve kadınların aksine, hayatlarımız ne kadar aynılıkla dolu görünse de, bir şeyleri değiştirmek konusunda inatçıyız. Ve bu yüzden değiştiremediğimiz dünyaya karşın kendi hayatlarımızdaki parçaların sürekli yerini değiştirip duruyoruz. Aslında belki de şikayetçi olduğumuz asıl şey kendimiz olmaktan sıkılıyor olmamızdır. Ne kadar istesek de kökleşmiş bazı şeyleri bir türlü değiştiremiyor oluşumuzdur bizi böylesi bunaltan. Sigarayı bir türlü bırakamayışımız, o berbat patronumuzun yüzüne karşı tükürükler saçan bir konuşma yapıp kapıyı vurup çıkamıyor olmamız, aynı sokakta aynı insanlarla aynı konuşmaları yapmamız ve daha buna benzer bir çok şeyin bizi tıpkı bir çivi gibi yerimize çakmış olmasından çok ama çok bunalmış olmamızdır ya da...
İşte sırf bu yüzden bazılarımız kendimize değişmemiz gerektiğini anımsatan küçük işaretlere ihtiyaç duyuyoruz. Cep telefonumuzun melodisinden evdeki koltuklara kadar her şeyin yerini değişitiriyor böylece o sıkıcı hayatlarımızın bir ölçüde başka bir hayata dönüşmüş olduğu yanılsamasını yaşamak istiyoruz. Bunda kötü bir şey yok. Eğer böyle yapmazsak bir gün yataklarımızda böcek olarak uyanacağımız korkusunu taşıyoruz çünkü.
Belki de sırf korkak olduğumuz için ya da korkaklık demeyelim de zorunlu olduğumuz için değiştiremediğimiz hayatlarımızda bir parçacık avunma yöntemidir bu küçük değişiklikler. Bu yüzdendir belki kadınların saçlarının renkten renge, şekilden şekile girmesi. Ve yine bu yüzdendir belki her gün aynı evraklara aynı işlemleri yapan o adamların sürekli masalarının yer değiştirmeleri. Başka biri olmaktan, başka bir hayatı yaşamaktan yoksun kalmış bu adam ve kadınların zamanında kurdukları hayalleri artık asla gerçekleştiremeyeceklerini bildikleri içindir bütün bunlar.
Fotoğraf: Life
Read more...
diye mırıldandı
Aydan Atlayan Kedi
zaman:
Pazar, Kasım 22, 2009
Bu kayda verilen bağlantılar
5
göz gördü ve seslendi
19 Kasım 2009
YOLDA
Kafamın içinde huysuz atlar koşturup duruyor. Huyları biraz bana da bulaşmış olsa gerek ki ben de huysuzum bu aralar. Her şeye kızıyorum. Herkesi şaşırtıyorum. Bunca sakin bir suyun böyle dalgalanıyor olmasına kimse anlam veremiyor. Suyun kendisi bile...
Biliyorum sebebini. İçimdeki o gölge uzuyor bu aralar. Öyle uzuyor ki benden daha büyük şimdilerde. Tüm dikkatim o gölge üzerinde. İnsan kendi aksini görmekten neden bu kadar korkuyor? Hele de böylesi karanlıksa böylesi gel geçse daha da çok sanki... İstiyorum ki aklım karanlığa gömülsün de o gölge yitip gitsin gözlerimin önünden. Çünkü hiç yüzleşmeye halim yok. Hele hesaplaşmaya, eğriyi doğruyu bulmaya, kendimle tartışmaya hiç mi hiç halim yok. "Neyse ne" demek ve bırakmak istiyorum kendimi buralarda bir yerde. Öyle devam etmek istiyorum yola. Bir hiç olarak. Hiç olmanın keyfini sürerek. Geçmiş ve gelecekten yoksun, bağımlılıklardan, korkulardan arınmış olarak yürümek, yolda karşıma ne çıkarsa çıksın kafamı hep dik tutmak ve bir kahramanın deli cesaretini giyinip kuşanıp öyle düşmek istiyorum yola. Ve sonra aklın yarattığı canavarlardan kaçmak yerine onları hiçe sayarak geçip gitmek istiyorum yanlarından. Güneşli günlere delice sevinmeden ve fırtınadan tedirgin olmadan öylesine ama öylesine yürümek istiyorum bu yolda. Başlangıcı ve sonu hiç ama hiç umursamadan. Biliyorum çok fazla şey istiyorum...
Fotoğraf: Life
Read more...
diye mırıldandı
Aydan Atlayan Kedi
zaman:
Perşembe, Kasım 19, 2009
Bu kayda verilen bağlantılar
4
göz gördü ve seslendi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




